BÜLTENİMİZE
ÜYE OLUN!

TERMİK SANTRALLER AĞI
 

AKTİVİSTİN ZULASI
 



BROŞÜRLERİMİZİ
İNDİRİN, BASIN
ÇOĞALTIN, DAĞITIN!



Ödeyen Kirletmeye Devam Edebilir
İklim kriziyle mücadelede kötü şöhretli ‘karbon ticareti’, Paris Anlaşması sonrasında hacmi artarak devam edecek. Ülkeler ve şirketler kapsamlı azaltım tedbirleri almak yerine taahhütlerinin bir kısmını karbon kredileri ile karşılayıp, parayla kirletmeye devam edebilecek.

Karbon Ticareti Nedir?

Ana amacı insan kaynaklı iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini engelleyebilmek adına uluslararası bir mücadele ortaya koymak olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) kapsamındaki Kyoto Protokolü sera gazı salımlarına yönelik küresel bir piyasanın da doğuşuna sebep oldu. Bu piyasa “emisyon ticareti” veya “karbon ticareti” olarak da biliniyor.

Kyoto Protokolü, ekinde (Ek-1) adı geçen (görece sanayileşmiş ve gelişmiş) 40 ülkenin protokol çerçevesindeki sera gazı salım azaltım yükümlülüklerini yerine getirebilmeleri için çeşitli esneklikler tanınmaktaydı. Gelişmiş ülkeler, kendi sera gazı salım azaltım sorumluluklarının bir kısmını - bu esneklik mekanizmaları yardımıyla gelişmekte olan - ülkelerdeki sera gazı azaltım sonucu doğuran projelerden elde edilmiş ‘azaltım kredileri’ni satın alarak yerine getirmiş oldular. Bunu ‘kirletme hakkını satın almak’ olarak özetleyebiliriz. Karbon ticaret sistemleri logaritmik olarak hacmi artan, (Dünya Bankası verilerine göre) 50 milyar doları bulan bir piyasa ekonomisi yarattı. Ancak karbon kredisi elde edilen projelerin büyük çoğunluğu sosyo-ekonomik ve ekolojik ihtilaflara ve sera gazı artışlarına yol açmış; bu mekanizmaların nihai amacı olan iklim değişikliği ile mücadeleden ziyade sermaye gruplarına ve aracılara ekonomik gelir yaratma fonksiyonu ağır basmıştır.  

Karbon ticaretinin politik ekolojisi/ekonomisi üzerine kritik bir okuma yapmak isteyenler işe şu kaynaklardan başlayabilirler:

  • Politics of Carbon Markets, Benjamin Stephan & Richard Lane (eds), Routledge, 2014
  • Upsetting the Offset: The Political Economy of Carbon Markets, Steffhen Böhm & Siddartha Dabhi (eds) MayFly Books, 2009

Karbon ticareti hakkında daha detaylı bilgi için Arif Cem Gündoğan’ın ‘İklim Adaleti Açısından Karbon Ticareti’ yazısını okuyabilirsiniz.

Tarihin en kritik iklim değişikliği zirvesinden çıkan sonuçlar “emisyon ticareti” veya “karbon ticareti” olarak bilinen piyasa mekanizmasını nasıl etkileyecek?

Karbon ticaretinin devamlılığının süreceği sinyallerini veren Paris Anlaşması’nın piyasa mekanizmaların yarattığı sosyo-ekonomik ve ekolojik adaletsizliklerin önüne geçmesi zor. Aksine bu mekanizmalar iklim kriziyle mücadelede kritik olan zamanın kaybedilmesine yol açacak. Zira anlaşma ile önerilen, ihtiyaç duyulanın aksine kökten bir dönüşüm değil, sadece önceki yanlış uygulamalara dair bir ambalaj değişikliği...

Kısaca ne oldu özetleyelim. Paris Anlaşması sonrasında geleneksel piyasa temelli mekanizmaların ötesine geçilerek “yeni ve daha esnek” bir mekanizma kurgulanacağı belirtiliyor. 2020'ye dek kuralları ve süreçleri olgunlaştırılacak bu mekanizmanın prensiplerini hızlı bir muhasebe sistemi kurulması ve çift sayımlardan (double-counting) kaçınılması oluşturuyor. Yani sera gazı azaltım sertifikalandırma sürecindeki ölçüm, izleme, raporlama, doğrulama gibi basamaklarda olası hataları daha aza indirgeme iradesi söz konusu.

Gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeler ayrımına gidilmeden imzacı her taraf ülkeye açık olacak bu yeni ticaret mekanizmalarında "uluslararası transfer edilmiş azaltım çıktıları" (ITMOs) olarak anılmaya başlanan azaltım kredileri alınıp satılabilecek. "Sürdürülebilir kalkınma mekanizması" adı verilmesi muhtemel olan bu yeni mekanizma, Kyoto’nun esneklik mekanizmalarının (Temiz Kalkınma Mekanizması/Clean Development Mechanism, Ortak Uygulama/Joint Implementation, salım ticareti) "iyi taraflarının" hepsini içerecek ve “kötü yanlarından” ders çıkarılarak tasarlanılacak iddasıyla tanıtılıyor.

Gelişmekte olan ülkelerin "sürdürülebilir kalkınmasını" destekleme amacıyla şekillenecek bu piyasa mekanizması, önceki “proje bazlı” kurgudan uzaklaşarak daha farklı seçeneklerin de yelpazeye dahil olmasını sağlayacak. Örneğin bir biyogaz tesisi kurup bunun üzerinden sera gazı azaltım sertifikalandırması yapabiliyor olmanın yanında, yüzyıllardır ormancılıktan geçim sağlayan bir köyün ormana erişimini engelleyip buradan elde edilebilecek azaltım sertifikaları kullanılabilir duruma gelecek. Yani yapılabileceklerin kapsamı (ve dolayısı ile iklim adaleti cephesi) genişliyor.

Özellikle demokrasi, şeffaflık, hesap verilebilirlik, hukukun üstünlüğünün gelişmediği ülkelerde iddia edilen standartlar ne olursa olsun pratikte karbon ticaretinin sonuçlarının çok sıkıntılı olduğu bilimsel araştırmalarda da ortaya koyulan bir gerçek. Dolayısıyla Türkiye’de bu yeni mekanizma kapsamında uygulanacak proje ve tedbirlere en baştan şüpheyle bakılması gerekiyor.

Anlaşmada yer alan bir başka çarpıcı ifadeye göre, öncekinden farklı olarak yeni mekanizmanın "geniş kapsamlı azaltım" yaratması amaçlanıyor. Yani küresel salımlarda net bir azaltım... Bunun nasıl başarılabileceği ise henüz tanımlanmış değil.

Özetle, "her şeyin aynı kalmasını isteyen" bürokratlar, teknokratlar ve özel sektör temsilcileri "her (güya) şeyi değiştirmiş" olarak karşımıza bu sistemi çıkarıyor. Yani pazar büyüyor, yaşam alanı ve zaman daralıyor.

Açılış Fotoğrafı: Paris iklim değişikliği zirvesi dolayısıyla 11 Aralık’ta Eyfel Kulesi’nde "1.5 derece" sloganı
Foto: Chesnot/Getty Images