BÜLTENİMİZE
ÜYE OLUN!

TERMİK SANTRALLER AĞI
 

AKTİVİSTİN ZULASI
 



Türkiye’de son gün günlerde yaşanan olağanüstü hava olayları artık bir rutin haline geldi. Ancak bu rutine alışmak da oldukça güç.  İklim değişikliği kaynaklı yaşadığımız ekolojik sorunlar ise Türkiye ile sınırlı değil. Tek başına Türkiye’nin baş edebileceği bir sorun da değil. Ancak önümüzdeki zaman zarfında özellikle yeni iklim koşullarına adaptasyon meselesi ise giderek daha fazla öne çıkıyor. Özellikle de dünyanın su ve gıda krizini tetikleyen iklim değişikliği karşısında, mevcut durumun nasıl sürdürülebileceği sorusu da ortada duruyor!
DEVAMINI OKU
Arca Atay Bursa’da yaşayan bir ziraat mühendisi. Nilüfer Belediyesi kapsamında yürütülen kent bostanları çalışmasını sürdürüyor. Bugüne kadar pek çok gıda, ekoloji ve çevre grubu içinde tohum, toprak ve gıda geleceğinin korunması için de çalışmaları oldu. Kendisiyle kent bostanları, tohum kütüphanesi ekseninde nasıl bir gıda üretim sistemine ihtiyaç duyduğumuzu konuştuk. (editörden)
DEVAMINI OKU
Türkiye’de son yıllarda irili ufaklı pek çok kent, çevre hareketinde dağılmalar yaşanırken, yeni oluşumlar da ortaya çıkıyor. Özellikle gıda alanında kendine yeterliliği esas alan gruplar doğuyor. Temel olarak doğrudan üreticiye ulaşarak, sağlıklı gıdaya ulaşma yollarını arayan orta sınıfların beklentilerini aşan bir perspektifle çalışan Kadıköy Kooperatifi gönüllülerinden Özlem Işıl ve Umut Kocagöz ile gıda egemenliğimizi konuştuk. (editörden)
DEVAMINI OKU
Üretici ve tüketicilerin kolektif bir yaşam kurma çabalarında önemli bir girişim olarak ortaya çıkan DÜRTÜK’ten Bengi Akbulut ile kuruluşundan bugüne DÜRTÜK’ü ve gıda sistemine dair perspektifleri konuştuk. (Editörden)
DEVAMINI OKU
Kedi Beşiği romanında Kurt Vonnegut buz-dokuz diye bir keşiften bahseder. Bu bir su kristalidir ve suya yeni bir biçimde kristallenmeyi yani donmayı öğretir. Su derken, bir başladı mı durmadan dünya üzerindeki bütün suya. Biz dahil. Yani dünyanın sonunu getirir bildiğimiz. Buz-dokuz bulundu mu bilmem ama bizim ülkecek ulusal buz-dokuzumuz bulundu. Daha doğrusu yasa olarak çıkarıldı, hem de taa 2004'te. Domatesler tatsız, biberler kısır, mısır bucak bucak kaçtığımız; duyuyoruz hep, tüm tohumlar hibrit, gerçek patates tohumunun köküne kıran girmiş, bulmak imkansız.
DEVAMINI OKU
Paris İklim Anlaşması’ndan çekilen Trump, ortaya çıkmasını arzuladığı dünya sistemine uygun bir adım attı. Pek çok kişi ve düşünce kuruluşu böyle bir hamle beklemiyordu. Aslında aynı düşünce kuruluşları ve kişiler uzun yıllardır başta Amerika olmak emperyal Batı coğrafyasının yenilenebilir enerjiye geçmek zorunda kalacağını da söylüyordu. Hatta analizler öyle bir noktaya varmıştı ki; kapitalist sistemin kendiliğinden, içsel dinamiklerle bir enerji devrimi yaşayarak dönüşeceğini ileri sürüyordu. “Yeşil ekonomi” tezlerinin de beslendiği bu damar, Trump’ın girişimiyle bir hayal kırıklığı yaşadı.
DEVAMINI OKU
Stratejik Çevresel Değerlendirme Yönetmeliği geçtiğimiz Nisan ayında Resmi Gazete’de yayımlandı. 08.04.2017 tarih ve 30032 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Stratejik Çevresel Değerlendirme Yönetmeliği 27.06.2001 tarihli ve 2001/42/AT sayılı Belirli Plan ve Programların Çevre Üzerindeki Etkilerinin Değerlendirilmesi Hakkında Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi dikkate alınarak hazırlanmıştı.
DEVAMINI OKU
Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği’nde Değişiklikler Yapılmasına Dair Yönetmelik, 26 Mayıs’ta Resmi Gazete’de yayımlandı. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği’nin çeyrek asra yakın tarihi, değişiklikler ya da yeniden yayınlanmalar ile dolu. Peki, getirilen değişiklikler ya da yeniden yayınlamalar sonucunda çağı ya da bilinen gerekçeler ile AB Direktiflerini yakalayan bir ÇED Yönetmeliğimiz oldu mu ? Cevabını aramaya devam edelim.
DEVAMINI OKU
Türkiye’de 1993 yılından beri Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliği yürürlükte. Bu yönetmeliğin amacı, yapılacak yatırımların çevreye ve yatırımın etkileyeceği ekonomik-sosyal hayata olası olumsuz etkilerini belirli hale getirerek, bu olumsuz etkilerin ortaya çıkmasını engellemek veya olumsuzlukların ortaya çıkması halinde yurttaşların, devletin ve yatırımcının tedbir almasına rehberlik etmek. Bu anlamda ÇED belgesi, yatırım aşamasına gelmiş projelerin hukuki denetimini mümkün kılan bir belge.
DEVAMINI OKU
Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısının meclis gündemine gelmesi ile birlikte, yeniden tartışmaya açılan kimi hususlar hakkında hukuki bir değerlendirme ve koruma hukukuna dair bir değerlendirme yapmak elzem olmuştur. Benzer isimlerle 2003 yılından beri kimi vesilelerle hazırlanan ve zaman zaman kamuoyu baskısı ile kimi zaman da hukuki ve bürokratik alt yapı eksikliği nedeniyle yürürlüğe giremeyen tasarıların sonuncusu açısından geçen yılların yapıcı, ilkesel düzeyde araştırmaya dayanan ve koruma hukuku kavramlarını temel alan bir yapısı olduğu ilk izlenimi ile başlamak yerinde olacaktır.
DEVAMINI OKU
18.01.2017 tarihli ve 2992 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan I. ve II. Derece Arkeolojik Sitlerde Güneş Enerji Santrali Kurulması ile ilgili 29.12.2016 tarihli ve 662 sayılı ilke kararının Anayasanın 63. Maddesi, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 4848 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05.11.1999 tarihli ve 658 sayılı ilke kararı ve uluslararası anlaşmalara ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu, koruma amacı bulunmadığından iptali gerekmektedir. 662 sayılı İlke Kararı iptali istemiyle Arkeologlar Derneği, Ekoloji Kolektifi Derneği ve TMMOB Mimarlar Odası davacı olduç 662 İlke Kararı'nı koruma yaklaşımıyla ve hukuki açıdan değerlendirecek olursak;
DEVAMINI OKU
Çevrenin korunup korunmadığının tespitinin, denetimin yapılması ve çevresel güvenliğin alınması her şeyden önce çevresel risklerin öngörülebilir kılınmasına bağlıdır. Çevresel etki değerlendirme süreci bu işe yarar. Çevresel risklerin ortaya çıkartılmasını sağlamak ve buna karşı ne tür önlemler alınabileceğini belirlemek ÇED sürecinin amacıdır. Bu amaç doğrultusunda da özellikle çevresel kirliliğe yol açan ve karbon salımları yoğun olacak yatırımların iyi izlenmesi gerekir. Çünkü bu yatırımların gerçekleşmesinin yatırımcıya ekonomik getirileri varken örneğin tarım, turizm, hayvancılık gibi diğer yatırımlara olumsuz etkileri vardır. Bu etkilerin ne olacağı ve koruma – kullanma dengesinin sağlanması açısından ise her türlü bilgi ve belgenin şeffaflaştırılması kadar yatırımların emisyon raporlarının da şeffaf olması gerekir. Örneğin, bir bölgenin 10 yıl sonraki hava kalitesini öngörebilen bir kamu yönetimi veya yatırım yaklaşımı ülkenin kalkınma politikası üzerinde etkili demektir.
DEVAMINI OKU
Yoğun, boğucu bir yaz geçirdik. Ülkenin, bölgenin, dünyanın gündemi ruhlarımızı daralttı. Kah pes etmeye yüz tuttuk, kah kendimizi kapattık gündeme. Bir yanda egemeni tasdik eden olağanüstü hal, siyasi-iktisadi iktidarın kanatlarında 14 yıl sonra herkesin gözü önünde gerçekleşen kanlı boşanma, halka ve insanlığa karşı işlenen suçlar için cezasızlık halinin devamı. Diğer yanda senelerce malum güç koalisyonuyla el ele altı oyulan kamu sektöründen sendikalı olduğu için, bir bankada hesabı olduğu için, bir bildiriye imza attığı için torba torba atılan beş benzemezler, ekoloji mücadelesinin yegane sesi olan kapısı mühürlü gazeteler, TV’ler, radyolar…
DEVAMINI OKU
Geçtiğimiz yıl Paris’te düzenlenen Birleşmiş Milletler iklim değişikliği konferansı gelecekteki iklim değişikliği ile mücadeleyi amaçlamaktaydı. Önceki toplantılarda (örneğin 2009 yılında Kopenhag’da düzenlenen COP15) tıkanan müzakereler ve zayıf tedbirlerden sonra Paris zirvesi daha farklıydı
DEVAMINI OKU
Fas, 7-18 Kasım 2016 arasında Marakeş kentinde düzenlenecek Birleşmiş Milletler iklim değişikliği taraflar toplantısı COP22’ye ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Bu toplantı bir yandan kötüleşen ekolojik kriz bağlamında gerçekleşirken bir yandan da toplantının kendisi kapitalist sistemin geçirmekte olduğu uygarlık krizinin bir boyutunu oluşturuyor.
DEVAMINI OKU
2000 yılında yenilenebilir enerji Almanya’da üretilen elektriğin sadece 6.3%’üne denk geliyordu. Geçen sene bu oran %31’e yükseldi. Bulutlu Almanya küresel olarak güneş enerjisi yenilikçiliğinde öncü konuma geldi. Bunu da büyük enerji firmalarını sübvanse etmek yerine yüzbinlerce küçük enerji kooperatifini teşvik ederek gerçekleştirdi.
DEVAMINI OKU
Son yıllarda sağlıklı ve güvenilir gıda arayışının yaygınlaşmasıyla beraber, organik, ekolojik, doğal vs. ürünlere ulaşmanın farklı kanalları da ortaya çıktı. Gün geçmiyor ki başka bir firmanın organik etiketli ürünleriyle veya bir başka web platformunun doğal çiftlik üretimi tanıtımlarıyla karşılaşmayalım.
DEVAMINI OKU
Toplumsal Tarih dergisinin 2013 yılı Ekim ayında basılan "Kent Hakkı İçin" başlıklı sayısında yer alan bir makalenin yazım sürecinde eylem deneyimlerime başvuruldu ve yazar tarafından anonimleştirilerek Ali adını aldım (mühendis, siyasi görüşü hiç önemsemiyor; ekonomik eşitsizlikler ve savaşlardan rahatsız). Konda Araştırma Şirketi'nin işgal altındaki Gezi Parkı'nda gerçekleştirdiği anketin sonuçlarına göre eylemcilerin en büyük halkasına dahilim (29 yaşında, çalışıyor, üniversite mezunu). Parkın asıl en büyük halkası olan kadınların (%50.3) anlayışına sığınarak, Aliler'in yazısıdır
DEVAMINI OKU
Eğer havayolu taşımacılığı bir ülke olsaydı, dünyanın yedinci en büyük seragazı salan ülkesi olurdu. Havayolları en hızlı büyüyen seragazı kaynağını oluşturuyor. 1990-2012 arasında bu sektörün salımlarını büyüme oranı %76 olarak gerçekleşti. Gelgelelim havacılık sektörü Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) tarafından kapsanmıyor. 1997 yılında hükümetler havacılık ve deniz taşımacılığı sektörlerini Kyoto Protokolü’nün dışında bırakmaya karar verdiler.
DEVAMINI OKU
Zorlu zamanlardan geçiyoruz. Küresel ve yerel siyasi çalkantılar, ekolojik-ekonomik krizler, OHAL’ler bu haller… Bir yanda ayağımızın altındaki toprak kayıyor, bir yanda gittiğimiz yolda tek yön uçurumlar olduğunu söylüyor bilim bize. İçinde yaşadığımız kentleri her seferinde başka açılardan görüyoruz: Asi kentler olarak, yavaş kentler olarak, durgun kentler, dinamik kentler, küresel kentler, yerel kentler. Hepsi insanın parçası olduğu ekosistemler içerisinde şekillenen, yeni anlamlar yarattığımız, yeni sıfatlar kazandığımız ve serpildiğimiz mekanlar. Bir yanı umut mekanları, bir yanı hayal kırıklığı. Bir yanı yaprak döküyor, bir yanı bahar bahçe.
DEVAMINI OKU
Ülkenin mahşeri gündeminden artakalan zamanlarda aklımıza gelen ikincil gündemlerin başında geliyor kentsel dönüşüm. En son Kadıköy adı sıklıkla geçiyor kentsel dönüşüm haberlerinde ve tartışmalarında. “Lokomotifi" inşaat sektörü olan ekonomimiz, dev bir belediye gibi ve İstanbul odaklı yönetilen ülkemiz, konutu en büyük güvence ve yatırım aracı olarak gören çalışan emekçi sınıfımız, inşaat ve turizmden başka bir alana yatırım yapmayan sermaye ile kentsel dönüşümün öne çıkmaması düşünülemezdi.
DEVAMINI OKU
Kentleşme ve inşaat sektörünün iklim değişikliği ile ilişkisi halk arasında genel olarak “beton sıcağı çeker, şu yeni bina bizim rüzgarı kesti” düzeyinde seyreder. Doğrudur da üstüne üstlük ve insan kendi yaşamına birebir etkisi üzerinden kentle ilişkiye girdiği için yadırganacak bir tarafı da yok. Devletler açısından bakıldığında da durumun çok fazla değişmediğini görüyoruz. Ulusal iklim değişikliği eylem planında konuya ilişkin üzerinde en çok durulan mevzunun “sen dış cephe yalıtımını yaptırdın mı?” boyutunda olması işin rengini bize gösteren tek bir örnek. Dolayısıyla iklim değişikliğine cevaben ş konut üretimi, kentin gelişiminin yönlendirilmesi, bunlara ilişkin verilerin toplanması ve planlanmasından ziyade yeni binaları yaptık ama “lüzumsuzsa söndür” noktasında tıkanıp kalıyor. Bir başka deyişle kilit nokta 'jeopolitik' bir unsur olarak enerji.
DEVAMINI OKU
Geçtiğimiz Mayıs ayında Datça’nın su probleminin Bozburun’un Bördübet köyünde yapılacak bir barajla çözüleceğini müjdeleyen haberlerle birlikte baraja karşı çıkan Bördübetlilerin eylem haberleri de basında yer aldı. Bu haberleri kimileri “yine birileri kalkınmamızın önünü kesmek istiyor” şeklinde yorumlanırken, başkaları ise “kim bilir kimin cebini dolduracaklar şimdi” şeklinde yorumladı. Kısa sürede unutulan konu, gündemin benzer minvalli haberlerine karıştı gitti. Oysa bu haberlerde (ve benzer haberlerde) gözden kaçırılan bazı derin çelişkiler mevcut.
DEVAMINI OKU
Geçtiğimiz sene 12 Aralık günü Paris iklim zirvesi (namı diğer COP21) “tarihi” olarak nitelendirilen Paris Anlaşması üzerinde 195 taraf ülkenin uzlaşısı ile sona erdi. Anlaşma, küresel sera gazı salımlarının en az %55’ini temsil eden ve en az 55 ülke tarafından onaylandığı anda 2020 yılından itibaren yürürlüğe girecek ve Kyoto Protokolü’nün resmen sona erdiği 2020 sonrası iklim rejiminin çerçevesini çizecek. Bu yazıda Paris Anlaşması sonrası yeni bir dünya inşa edebilmek noktasında kentler ne yana düşer, bunu tartışmak amacındayım.
DEVAMINI OKU
Adaletsizliklerle bezenmiş iklim sorunu karşısında benimsenen farklı stratejiler olabilir. Bunlardan biri, deve kuşu taklidi yapmaktır. Bu, iklim adaletsizliği bir yana, iklimin değişmesi gerçeğini reddeden ya da hafife alan bir stratejidir.
DEVAMINI OKU
Debra Roberts, Ekim 2015’te Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) iklim değişikliğinin etkilerini inceleyen ve onlara nasıl uyum sağlanması gerektiği konusunda sentez raporu oluşturan grup olan II. Çalışma Grubu (WGII) eş-yürütücüsü (co-chair) olarak seçildi. IPCC’nin 5. Değerlendirme Raporu’nda (AR5) Kentsel Alanlar bölümünün baş yazarlığını da yapan Roberts şimdilerde 6. Değerlendirme Raporu (AR6) döngüsü için WGII’nin hazırlıklarını sürdürüyor. The Carbon Brief’e Rotterdam’daki Adaptation Futures 2016 konferansı esnasında konuşan Roberts, aynı zamanda Güney Afrika’nın Durban kentindeki eThekwini Belediyesi’ndeki ilk çevresel planlama ve iklim koruma dairesini kuran ve yöneten kişi. Roberts aynı zamanda Durban kentinin ilk baş dayanıklılık (resilience) idarecisi ve şehrin ilk dayanıklılık stratejisinin hazırlanmasının da baş sorumlusu. Kentsel iklim adaleti alanında küresel gelişmeler ve yeni IPCC döngüsünün bu noktadaki rolü hakkında Roberts’a bağlanıyoruz.
DEVAMINI OKU
Barajlar ve çimento fabrikaları yüzünden iklim değişikliğinin etkilerini yakından hisseden Adıyaman, bir yandan da termik santral tehdidi ile karşı karşıya.İşte bu yüzden, iklim adaletini Adıyaman'da konuşmanın öneminin altını çizerek, sizleri 16 Temmuz Cumartesi günü Adıyaman Gölbaşı'nda "Termik Santral Karşıtı Mücadele ve İklim Adaleti" etkinliğine davet ediyoruz.
DEVAMINI OKU
Bizler, iklim krizinin ve siyasi çöküntülerin gemi azıya aldığı bu dönemeçte “O duvar... o duvarınız, vız gelir bize vız! / Bizim kuvvetimizdeki hız, ne din adamının dumanlı vaadinden, ne de bir hülyanın gönlü yakışındandır / O yalnız tarihin o durdurulmaz akışındandır” diyen Nazım’ın peşindeyiz.
DEVAMINI OKU
Güvence sistemlerinden tamamen kopartılmış ve biyolojik bir beden olarak görülen on binlerce mülteci endüstriyel tarım, ağır sanayi, maden ocakları ve kömür havzalarında 21. yüzyıl işçileştirilmesine layık bir biçimde yeniden işlevleniyor.
DEVAMINI OKU
Neyse ki tarih kızıl-yeşil sentez örnekleriyle dolu: Emek çevreciliği, sendikal hareket kadar eskiye dayanıyor ve iklim krizi şiddetlendikçe ise “adil geçiş” (just transition) kavramını gündemine yerleştirdi.
DEVAMINI OKU
Ekoloji mücadelelerinin onlarca yıldır vurguladığı kamu sağlığı, hava kirliliği, türlerin yok oluşu, sürdürülebilirlik gibi argümanların karşısına konan ve sıklıkla da yalanlara dayanan “iş imkanı” argümanı, yerel halk arasında bir ayrışmaya yol açabiliyor.
DEVAMINI OKU
“Toplum artı doğa” anlayışının yeşil aritmetiğindeki sorun çevre adaleti ve toplumsal adalet, doğada sürdürülebilirlik ve toplumsal sürdürülebilirlik, ekolojik emperyalizm ve normal emperyalizm arasında yaptığımız garip ayrım. Emperyalizmin tarihini bilen herkes bilir ki aslında her şey “Neye değer veriyoruz?” ve “Toplumun hangi kesimine değer veriyoruz?” sorularıyla ilgili.
DEVAMINI OKU
İklim değişikliği gibi büyük bir sorun hakkında ne yapabiliriz? Bizce iklim değişikliğine karşı mücadele etmenin tek mantıklı yolu, tercihleriyle iklime zarar veren insanlara karşı mücadele etmek. İşte sizin için 6 fikir!
DEVAMINI OKU
Yıllardır yaşam alanını kaybeden kutup ayısıyla simgelenen iklim krizi Türkiye’deki siyasal ve kültürel hayata uzak kaldığından uzun süre boyunca karşılığını bulmadı. Ancak küresel kömür karşıtı dalga Türkiye’de Çanakkale, Bartın, Zonguldak, Adana, İskenderun, Bursa, Yalova, Şırnak ve Aliağa/Foça’da termik santrallere karşı yükselen itirazlarla hızlı bir biçimde yayılıyor.
DEVAMINI OKU
Aliağa’ya siyasal bir kader gibi yapıştırılan “isin-kirin ve denetimsiz-plansız-antidemokratik sanayileşmenin” bir toplumsal öfke tortusu haline geldiğini gözlemleyerek Aliağa için stratejik olarak izlenecek yolu örebilmek için Termik Santral Dava Süreçleri raporumuzu sunuyoruz.
DEVAMINI OKU
Ekonomik eşitsizlik, günümüzü tanımlayan sorunlardan biri. Oxfam ve birçok başka kurumun araştırmaları sayesinde, gelir ve refah eşitsizliğinin birçok ülkede kötüye gittiğini ve epi topu 62 kişinin en yoksul 3,6 milyar insanın toplamından daha çok zenginliğe sahip olduğunu biliyoruz.
DEVAMINI OKU
Devasa toplumsal sorunlarla çevrilmiş bir dünyada, eşi benzeri görülmemiş bir kriz içinde yaşıyoruz: neoliberal kapitalist küreselleşmenin insanlığın en az üçte ikisinin canına okuduğu tiksindirici bir sefalet ve eşitsizlik, siyasal elitlerin hemen her yerde eylemsizliği, ve en bireysel ilişkilerden kitlesel katliamlara ve savaşlara kadar yaşamlarımızı zehirleyen şiddet kültürü.
DEVAMINI OKU
Anlaşmada fosil yakıt teşviklerinin azaltılmasına ya da kaldırılmasına yönelik herhangi bir cümle yer almadığı gibi “fosil” ya da kömür, petrol, doğal gaz gibi yakıtların adı bile geçmiyor
DEVAMINI OKU
Paris Anlaşması’nı hayra mı şerre mi yormalı hala emin değilim. Anladığımı düşündüğüm her şeyde bir olumsuzluk, bilinmezlik, eksiklik ya da muğlaklık var
DEVAMINI OKU
Türkiye, OECD’nin ‘gelişmiş ülkeler’ kategorisinde olmasına rağmen ‘gelişmekte olan ülkeyiz’ tezine yaslanıyor ve ‘iklim kriziyle baş etmek için’ finansal destek bekliyor.
DEVAMINI OKU
İklim kriziyle mücadelede kötü şöhretli ‘karbon ticareti’, Paris Anlaşması sonrasında hacmi artarak devam edecek. Ülkeler ve şirketler kapsamlı azaltım tedbirleri almak yerine taahhütlerinin bir kısmını karbon kredileri ile karşılayıp, parayla kirletmeye devam edebilecek.
DEVAMINI OKU
Paris Anlaşması’nın, devletin yükümlülükler üstlenmesi açısından somut bir karşılığının olup olmayacağını ancak yerel mücadelelerin toplumsallaşan demokrasi ve adalet talepleri biçimlendirecektir.
DEVAMINI OKU
Paris Anlaşması ulusal katkıların 2020’den sonra 5 yılda bir düzenli güncelleneceğini iddia etse de, bilim insanları ve İklim Adaleti Hareketi sonucu temkinle karşılıyor.
DEVAMINI OKU
Paris iklim zirvesinde dün öğlen ortaya çıkan metni devletler “Paris Çıktıları” olarak adlandırıyor, yani metin taraflarca imzalansa bile hukuken bağlayıcılığı olup olmayacağı muğlak. Her halükarda tek çaremiz devletler arası müzakereler değil.
DEVAMINI OKU
Karbon ticareti, iklim değişikliği ile mücadelede işe yaramadığı gibi zaten var olan eşitsizlik ve adaletsizlikleri yeniden üretiyor. Karbon ticareti dâhil tüm sahte çözümleri, sorumluluklardan kaçmak için kirletme hakkının satılmasını, satın alınabilmesini, karbondan farazi bir meta yaratılmasını reddediyoruz.
DEVAMINI OKU
Hopa’daki selden, Antalya’daki hortumdan, Ankara’daki kampüsten, Niğde’deki tepeden, İzmir’deki koydan, Bartın’daki ağaçtan, Adıyaman’daki ovadan ve İğneada’daki longozdan “Bozduğunuz bu mevsim, boğduğunuz bu kıyı, nefessiz bıraktığınız bu şehir bizim” demeye, iklim adaleti talep etmeye geliyoruz.
DEVAMINI OKU
İklim adaleti mi dediniz? Amerika klima ile koca eyaletleri serinletirken dünya iklimi üzerinde nasıl bir etkiye neden oluyor varın siz hesap edin.
DEVAMINI OKU
Son protestoya Trakya’dan katılım yüksekti ancak yöre halkı ilgisiz kaldı. Şimdilik onları endişeye sevk eden tek şey, nükleer santralin çevresinin yasak bölge ilanıyla Beğendik ve Limanköy’ün tahliye edilecek olması.
DEVAMINI OKU
Türkiye, iklim değişikliği konusunda ilk kez resmi düzeyde bir karbon emisyonu azaltım hedefi koydu. ‘Emisyon takip sistemi’nin kurulması, Türkiye’nin azaltım hedefini tutturabilmesi için hukuki yol haritasının önemli bir noktasını oluşturuyor.
DEVAMINI OKU
İklim Adaleti Hareketi (İAH) adıyla küresel boyutta uzun zamandır ilmek ilmek örülen bu şemsiye hareket ağının birçok başarısı var. İstanbul’da düzenlenen İklim Forumu’nu da İAH’nin Türkiye ayağında atılmış önemli bir adım olarak değerlendirmek gerekir.
DEVAMINI OKU
Daha çok aktivistlerin arasında dolaşımda bir anahtar kelime olan küçülme (degrowth), ekonomik büyüme ideolojisine cepheden bir saldırıdır. Büyümenin olmadığı bir 21. yüzyılın ana sorusu yeniden bölüşüm olacaktır.
DEVAMINI OKU
2015 yılı iklim değişikliğine çözüm bulmakta önemli bir kavşak barındırıyor. 30 Kasım-12 Aralık arası Paris’te gerçekleşecek olan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 21. Taraflar Konferansı (COP21), Paris katliamının hemen peşinden gelmesiyle halihazırda yoğun olan zirve gündemine bir de ciddi güvenlik kaygılarını soktu. Katliam sonrası Fransa’da 3 aya uzatılan olağanüstü halin özellikle eylemlerin yasaklandığı Paris’te iklim adaleti hareketini ne şekilde etkileyeceği merak konusu. Bizler de küresel iklim adaleti hareketi içerisinden Selçuk Balamir’e COP21 boyunca hareketin planlarını sorduk. Amsterdam Üniversitesi’nde doktorasına devam eden Balamir, Paris’teki hazırlıkların kalbinden bildiriyor.
DEVAMINI OKU
Türkiye’de yerel ekoloji mücadelelerinin en aciliyet arzeden müşterek olan iklimi sorunsallaştırmadığını söylemek mümkün. 3. Köprü ve Ilısu mücadelelerinde gördüğümüz eksen genişletmeyi iklim mücadelesi bağlamında göremiyor olmamızın nedenleri ne olabilir?
DEVAMINI OKU