• Doğu Eroğlu
  • Yorum yapılmamış

‘Halkın İklim Davasının’ Anlatımı  

Türkçeleştiren: Serde Atalay

Makale ve fotoğraflar: Peoplesclimatecase.canueurope.org basın paketi

Amaç: Anlatı belgesi bir hikâyeyi aktarış şeklimizi belirler. Bu belgenin amacı hikâyeyi ne şekilde kurmayı planladığımız ve davanın farklı unsurları hakkında konuşurken tonumuzun ne olacağı hakkında bir fikir vermek ve hepimizin aynı hikâyeyi anlattığından emin olmaktır.

Bu anlatının farklı ulusal bağlamlarla ilgili tüm unsurları içermediğini biliyoruz. Üyelerimiz bu belgeyi kendi ulusal anlatılarını ve kampanyalarını geliştirmek için temel olarak kullanmakta serbesttirler.

Bu belge ayrıca AB’nin 2030 iklim hedefinin ulusal kampanyalar için hâlâ önemli bir iletişim aracı olduğu Doğu Avrupa ve AB’ye Katılacak Ülkeler için bazı destekleyici unsurları ve taslak anlatıları içermektedir. Bu destekleyici unsurlar bölgedeki ulusal kampanyalar tarafından teklif edilmiştir ve bu kampanyaların ortaklarıyla birlikte daha da geliştirilecektir.


Etkilerin en önemli noktası, hareketin en önemli yeri:

İklim değişikliği Avrupa dâhil dünyanın her yerinde ekosistemler, ekonomi, insan sağlığı ve halkların esenliği üzerinde hâlihazırda ağır etkilere sahiptir. Örneğin deniz seviyesindeki yükselme ve aşırı fırtına dalgaları Kuzey Denizi kıyılarını ve Pasifik’teki bölgeleri sel riski, hatta bazı adaları yok olma riski altına sokmaktadır. İnsanlar ağır sıcak hava dalgalarına artan şekilde maruz kalmakta, hem hayatlar hem de geçim kaynakları orman yangınlarında kaybedilmektedir. Kuraklıklar ekinleri bozmakta ve besi hayvanlarına zarar vermekte, başta çiftçiler üzerinde olmak üzere önemli ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Buzulların ve kar örtülerinin erimesi turizmi ve tarımı, bunların yanı sıra yaşamı doğal ekosistemlerin istikrarına bağlı olan yerli toplulukları etkilemektedir. Bu etkiler teorik bazda ya da kehanet niteliğinde değildir. Şu anda gerçekleşmekte olan bu etkiler, iklimbilimcilere göre iklim değişikliğine dayalıdır. Daha yüksek kazanımları hedefleyen iklim eylemleri bugün uygulamaya konmazsa bu etkiler yarın daha da kötüleşecektir.

Davacı aileler: Portekiz’den Alfredo Sendim.

Bu etkileri hâlihazırda hisseden dünya genelindeki insanlar, hükümetlerinden daha kararlı bir iklim hareketi beklemekte ve iklim değişikliğine karşı mücadele etmek için bireysel olarak harekete geçmektedirler. Avrupa’da vatandaşların ezici çoğunluğu iklim değişikliğini insan türünün karşılaştığı en büyük zorluklardan biri olarak görmekte ve bu krize karşı harekete geçmeyi en yüksek önceliklerden biri saymaktadır. Kendilerini ise değişimin aracı olarak görmektedirler: Her gün, daha fazla Avrupalı iklim değişikliğine karşı mücadeleye katılmak için geniş çaplı bireysel eylemlerde bulunmaktadır.

İklim değişikliğini sınırlamaya ve geçim kaynaklarını korumaya yönelik büyüyen hareketin bir parçası olarak, Avrupa’dan ve Avrupa dışından aileler, temel yaşam, sağlık, meslek ve mülkiyet haklarını korumak için hukuki bir dava başlatıyor. AB’nin iklim hareketini hızlandırmasını ve 2030 iklim hedeflerini acilen arttırmasını talep ediyorlar (Bu talep üç yasal düzenleme üzerinden ifade ediliyor: Emisyon Ticareti Planı, Emek Paylaşımı ve Arazi Kullanımı, Arazı Kullanımı Değişikliği ve Ormancılık Tüzükleri).

Davacı aileler: Portekiz’den Carvalho Ailesi.

Aileler, AB’nin zarara neden olmama ve temel hakları koruma hukuki ödevlerine sahip olduğunu vurguluyor. Ancak daha fazla emisyona izin vererek ve iklim değişikliğine karşı tüm gücüyle mücadele etmeyerek, AB ailelerin temel haklarını yeterli şekilde korumuyor. Aileler Mahkemeden, iklim değişikliğinin bir insan hakları sorunu olduğuna, AB’nin kendi haklarını ve ayrıca bugünün çocukları ile gelecek kuşakların haklarını da korumakla yükümlü olduğuna ve küresel iklimi korumak için çabalarını artırmasına hükmetmesini istiyor.

Bu dava pek çok açıdan alışılmışın dışında, bu nedenle de hukuki bir zafer hiçbir şekilde kesin değil. Ancak yalnızca iklim değişikliğinin artık bir ihtiyat meselesi olmaktan çıkıp şimdiden Avrupa’daki ve Avrupa dışındaki aileleri, onların genç çocukları dâhil olmak üzere, etkilediği gerçeği bile davaya güç veriyor. İklim değişikliğinden etkilenen ve Mahkemeden temel haklarının korunmasını talep eden bireyler, süregelen iklim diplomasisi ve emisyonların azaltılması hedefleri ne olursa olsun, bu davanın merkezinde.

Davacı aileler: Portekiz’den Carvalho Ailesi.

Bu aileler aynı zamanda güvenli bir gelecek ve hepimizin esenliği için verilen mücadelenin öncüleri. AB mahkemelerini, iklim korumasının artık politik ya da yalnızca diplomatik bir mesele olmadığı, sadece kendilerine zarar vermekle kalmayıp çocuklarının geleceğini yok ettiği gerçeği hakkında uyaracaklar.

İklim değişikliği daha bugünden mahkemeler için bir sorunsaldır. Avrupa’daki ve dünya genelindeki diğer aileler de kendi davalarını mahkemelere götürdü. Avrupa’dan ve Avrupa dışından aileler mahkemelere seslerini duyurmaya çalışmakta ve AB kanun yapım süreçlerinin vatandaşların temel hakları ile AB anlaşmalarıyla uyumluluğunu sağlamakta kararlı. AB Genel Mahkemesine sağladıkları erişim, AB mahkemelerine ve hukuk sistemine duydukları güveni haklı çıkarmanın ve gelecek kuşakların güvenliğini temin etmenin ilk adımı olacak.

Davacı aileler: Portekiz’den Conceicao Ailesi.

Ailelerin bu cesur hareketine eşlik eden geniş bir yelpazede farklı sivil toplum kuruluşları, avukatlar ve bilim insanları, AB’nin 2030 iklim hedefleri bakımından daha kararlı olması gerektiğine inanıyor. 30’dan farklı Avrupa ülkesinde 140’ın üzerinde üye organizasyonu bulunan, Avrupa’nın iklim ve enerji meseleleri üzerine çalışan en büyük sivil toplum kuruluşları koalisyonu niteliğindeki Avrupa İklim Ağı (CAN Europe), bu aileleri desteklemeye karar verdi. Bilimsel bir düşünce kuruluşu olan Climate Analytics’e (İklim Analitikleri) bağlı bilim insanları, ailelerin iklim değişikliğinden nasıl etkilendiğine dair açık deliller sağlamak ve 1990’la kıyaslandığında emisyonları 2030 itibariyle yüzde 40’ın çok daha altına çekmek için neler yapılabileceğini göstermek için bu davaya disiplinler arası bilimsel arka plan hazırlıyor.

AB’nin 2030 iklim hedefleri tatmin edici olmaktan öyle uzak ki:

 2015’te Paris Anlaşmasını kabul ederek, AB üyelerinin de arasında bulunduğu dünya ülkeleri sıcaklık artışını 1.5°C’yle sınırlamak için çalışma kararı verdi. Bunun bir sonucu olarak, “mümkün olan en yüksek çabayı yansıtan” taahhütlerde bulunmayı kabul ettiler. Ancak 2014’te, emisyonları 2030 itibariyle en az yüzde 40 oranında azaltmak biçiminde belirlenen AB iklim hedefleri, Paris Anlaşmasından beri değiştirilmedi.

Davacı aileler: Portekiz’den Conceicao Ailesi.

Mevcut iklim hedefi, Paris Anlaşmasından verilen taahhütlere ulaşmak için yeterli değil. Alman düşünce kuruluşu Öko-Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen güncel bir çalışma, AB’nin küresel sıcaklık artışını 2°C’yle sınırlandırmak için payına düşen katkıda bulunabilmesi için 2030 itibarıyla emisyon azaltma hedefini yüzde 55 olarak belirlemek zorunda olduğunu açıkça gösteriyor. Sıcaklık artışını 1.5°C’de tutmak içinse, hedef daha da yüksek olmak zorunda.

Mevcut 2030 iklim hedefinin, AB’nin davacı ailelerin haklarını korumak için yapabileceği ve yapması gerekenlerle kıyaslandığında yeteri kadar kararlı olmadığı açıktır.

Davacılar ne istiyor: Geleceği

 Avrupa’dan ve Avrupa dışından aileler Avrupa Genel Mahkemesinden AB iklim hedefinin uygulanmasını sağlayan üç temel hukuki düzenlemeyi (AB ETS Direktifi, Emek Paylaşımı Tüzüğü ve LULUCF Tüzüğü) 2030 itibarıyla aşırı emisyonların salımına izin verdikleri ölçüde kesin hükümsüz ilan etmesini istiyor ve Mahkemeden kanun koyuculara daha fazla zarardan kaçınmak için çalışmalarını artırmalarını emretmesini talep ediyor.

Davacı aileler: İtalya’dan Elter Ailesi.

Bu talep, Paris Anlaşmasının uzun vadeli sıcaklık hedeflerinin kapsamı içerisinde kalınmasına ve böylece sıcaklık artışını küresel “güvenli sınırlar” içinde tutmaya yönelik UNFCCC amacının sağlanmasına uğraşan küresel komüniteye de destek olacak. Dünya çapındaki toplulukların ve ekosistemlerin hayatta kalmasındaki kilit unsur da budur.

Daha kararlı bir AB iklim hedefi, diğer devletlere de Paris Anlaşması bağlamındaki çabalarını artırmaları için güçlü bir sinyal gönderecektir. Ayrıca aksi durumda Avrupa’da milyar Euro’lara ulaşacak iklim değişikliği kaynaklı ekonomik zararları önemli ölçüde azaltacak, piyasaları destekleyecek ve teknolojiyi temiz enerjiye ve karbondan arındırılmış ulaşıma doğru yöneltecektir.

Birlikteyken hepimiz kazanırız! (Diğer bir deyişle, AB Üye Devletlerinin başlattığı ivmeyi yükseltmek)

 Bu dava Avrupa’ya karşı açılmış değil. Aksine açılan bu dava AB hukuk sistemine sırtını yaslamakta ve pek çok AB liderinin AB’nin daha kararlı adımlar atabileceğine ilişkin farkındalığının oluşturduğu ivmeyi artırmak amacı taşımaktadır. Mart ayında Avrupalı Devlet ve Hükümet Başkanları Avrupa Komisyonunu, Paris Anlaşmasıyla uyumlu yeni bir Uzun Vadeli İklim Stratejisi geliştirmeye çağırdı ve Nisan ayında, Fransa, Almanya, Hollanda, Portekiz, Finlandiya, Lüksemburg ve İsveç’ten temsilciler AB’yi iklim hedeflerini Paris Anlaşmasıyla uyumlu hale getirmeye davet etti. Bu çağrılar, bu ülkeler ve diğer pek çok AB üyesi ülkenin, memleketlerinde AB taahhütlerinin ötesine geçen hedefler ve politikalar benimsemeye yönelik çabalarının bir parçasıdır. Benzer şekilde Avrupa Parlamentosu 2030 için daha yüksek bir iklim hedefini ve en geç 2050’de emisyonları net olarak sıfıra indirmeyi desteklemektedir.

Davacı aileler: İtalya’dan Elter Ailesi.

Avrupa’dan ve Avrupa dışından davacı aileler şimdi, daha kararlı eylemlere yönelik taleplerinin, birtakım üye devletlerin inisiyatifi olarak kalmayıp AB’nin uluslar üstü yapısı tarafından da tanınır hale gelmesini istiyor zira tümünün hayatta kalması ve esenlikleri buna bağlı. Hepsi Avrupa’nın vatandaşlarını ve gelecek kuşakları korumak için daha iyisini yapabileceğini biliyor. Mahkemeden iklim değişikliğinin etkilerinden korunma gereğini tanımasını istiyorlar; AB mahkemelerini harekete geçirmek nihayetinde kanun koyucuların daha iyi yasalar yapmasına ve AB’nin vatandaşlarının yanında olduğuna yönelik çok ihtiyaç duyulan güvenin inşasına yardımcı olacaktır.

Daha yüksek kararlılık AB’yi güçlendirecek ve iklim hareketinin küresel lideri olarak rolünü pekiştirecektir.

Doğu Avrupa/AB’ye Katılacak Ülkeler Anlatı Taslağı – GENEL ANLATIMA EK:

 Avrupa’dan ve Avrupa dışından aileler tarafından başlatılan bu cesur hukuki dava, iklim değişikliğinin etkilerinin gelecekte değil daha bugünden görünür olduğunu ve dünya genelindeki insanların daha fazla iklim hareketi uygulamaya konmazsa, yaşamlarını, sağlıklarını, geçim kaynaklarını ve ailelerini kaybetme riski altında olduklarını açıkça ortaya koymaktadır.

Pek çok bilimsel bulgu, Doğu Avrupa’nın devamlı artan aşırı sıcaklara ve daha az yaz yağışına, daha fazla nehir taşkınlarına ve daha yüksek ekin değişkenliğine maruz kaldığının altını çiziyor. IPCC’ye göre Doğu Akdeniz havzasında konuşlanan Türkiye, iklim değişikliğinin etkileri bakımından en yüksek risk grubu içerisinde. İklim değişikliğinin etkileri teorik bazda ya da kehanet niteliğinde değildir. Şu anda gerçekleşmekte olan bu etkiler, iklimbilimcilere göre iklim değişikliğine dayalıdır.

Davacı aileler: Fransa’dan Feschet Ailesi.

Gerçekten de Doğu Avrupa’dan ve Türkiye’den insanlar iklim değişikliğinin etkilerini deneyimlemekte. Romanyalı davacı aile iklim değişikliğinin artık bir “tahmin” meselesi olmadığını çünkü şu anda aile çiftliklerini, besi hayvanlarını ve geleneksel aile mesleklerini bölgedeki kuraklık ve su kıtlığı nedeniyle kaybetme riskiyle karşı karşıya olduklarını ifade ediyor. Bu çiftçi aile iklim koşullarındaki değişiklik nedeniyle aile gelirlerinin ciddi oranda azaldığının ve azalmaya devam ettiğinin altını çiziyor. Bu hem arazilerdeki verimi hem de hayvan güdülecek toprak azlığına bağlı olarak hayvanları etkileyen artan sıcaklıklarla ve su kıtlığıyla açıkça bağlantılı. Eğer iklim değişikliğinin etkileri kötüleşmeye devam ederse her şeylerini kaybetmekten korkuyorlar çünkü gidecek başka yerleri yok.

Bu dava vatandaşlarını ve çevreyi korumak istiyorsa, AB’nin daha kararlı iklim politikalarına ihtiyaç duyduğunu açıkça gösteriyor. Mevcut üç adet hukuki düzenleme (Emisyon Ticareti Planı (ETS), Emek Paylaşımı Tüzüğü (ESR) ve Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık Tüzüğü (LULUCF)) tüm AB yönünden daha güçlü azaltma çabaları için AB kanun koyucusu (Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi) tarafından gözden geçirilmeli. Bu dava aracılığıyla ya da bağımsız olarak, Avrupa’daki daha güçlü iklim politikaları – Enerji Topluluğu ve katılım süreci sayesinde– güçlü bir sinyal gönderecek ve Doğu Avrupa’da ve Katılacak Ülkelerde daha kararlı iklim hareketleri oluşmasını teminat altına alacaktır.

Davacı aileler: Kenya’dan Guyo Ailesi.

Ancak hâlihazırda Avrupa’daki en kirletici termik santralların bazılarına ev sahipliği yapan Doğu Avrupa ülkeleri, ilaveten Türkiye, iklim değişikliğine en büyük etkiyi yapan fosil yakıt olan kömüre yatırım yapmaya devam ediyor. Bu durum iklim etkilerini kötüleştirmekle kalmamakla, bölgede sayısız sağlık ve çevre problemine neden olmaktadır. Bu eğilim devam ederse, bölgede artan sayıda insan bu politikaların iklim, sağlık ve çevre üzerindeki etkileri nedeniyle geçim kaynaklarını kaybedecek.

Güneydoğu Avrupa ülkeleri ve Türkiye günün şartlarına uymayan santrallara para yatırmayı bırakmalı ve yeni kömür projelerine sırt çevirerek alternatifleri keşfetmeye başlamalı. Çünkü alternatiflerimiz mevcut. Temiz, güvenli ve düşük maliyetli yenilenebilir enerjiye sahibiz. Şimdiden enerji ihtiyaçlarına yerinde hizmet edebilecek modern, esnek, yerinden yönetime dayalı, topluluk-bazlı, çevre dostu enerji sistemleri inşa ediyoruz.

Kömürü yerli yerinde tutalım ve güvenli geleceklerimiz ve hepimizin varlığı için mücadele eden bu aileleri destekleyelim.

Yazar Doğu Eroğlu

Bir cevap yazın