• Doğu Eroğlu
  • Yorum yapılmamış

Ekoloji Kolektifinde stajımın ilk günü

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde lisans öğrenimini sürdüren Deniz Özturan, Ekoloji Kolektifindeki gönüllü stajının ilk gününü ve Yatağan’ın Turgut Köyündeki izlenimlerini anlatıyor:

Makale: Deniz Özturan

Fotoğraflar: Can San

Çocukken hiç düşünmeden çiçekleri koparanlardır onlar. Büyüdüklerinde devasa şirketler kurarlar, fabrikalar, santrallar kurarlar. Bunun için bir köyü başka bir yere bile taşırlar. Dağları delerler, ama aşk değil, para uğruna… Kocaman iş makineleriyle, bacalarıyla, gökyüzünü kaplayan simsiyah dumanlarıyla havayı, suyu zehirlerler. Toprağı besleyen, çiçekleri büyüten yağmurlar eskisi gibi değildir. Çiçekleri elleriyle koparanlar, artık yağmurun elleri ile çiçeklere zarar vermeye başlar…

Muğla’nın Turgut köyünde yapılan toplantıda bir köylü kadın bundan bahsediyordu, -nedendir- ezberimde kalan o iki cümlesinde.

“Çiçeklerin üstü hep ateş yanığı gibi. Birini yağmurda yıkansın diye koydum, öldü.”

Çocukken çiçekleri koparan, şimdinin şirket sahipleri, kocaman iş makineleri, fabrikaları, dumanlarıyla havayı suyu zehir etmiş; yaşamın kaynağı “hava” ve “su” ise ağacından, sincabına, çiçeğinden insanına bütün canlıların hayatına kastetmişti.

Hukuk bu duruma müsaade etmemeli ama bu hukuku etkin biçimde kullanabilmekle, doğru bir yol haritası oluşturabilmekle orantılıydı. Ekoloji Kolektifi olarak bunun için oradaydık ve o gün, “Ekoloji Kolektifi olarak” ifadesine dahil olduğum ilk gündü. Hayat yeni hikayeler için ilk cümleyi hep zamansız yazıyor. Hiç beklemediğim bir anda Ekoloji Kolektifi, staj başvurumu kabul edince bunu daha iyi anladım.

 

 

Benim için çok önemli, çünkü neredeyse tüm hayatımı kaplayacak olan mesleğimin ilk adımını attım. Artık fakültede aldığım notlar, altını çizdiğim cümleler kitap sayfalarından çıkacak, uzun ve anlaşılmaz kanun maddeleri bir yerde bir durumu değiştirmeye yetebilecekti.

Stajımın ilk günü için Muğla’ya gitmek üzere yola koyuldum (İşin tuhaf ve eğlenceli yanı, çevremdekilere “İstanbul’da yaşayan birinin Ankara’da staj yapmak için Muğla’ya gitmesini” anlatmak oldu). Uçak hareket edene kadar uçaktan korktuğumu bile unutturan bir heyecan vardı içimde. İnsan böyle anlarda hep gelecek zamanın bilinmezliğini düşünür ya, ben de beni nelerin beklediğini düşünüyordum. Eğitim sisteminin bilinçaltıma işlemiş etkilerinden biri -ondan kurtulmaya çalışsam da- içimde bir köşede duruyordu: “Her an bilginin sınanacak olması hissi.” Çok ‘uyanıktım’ ve bunun için planım hazırdı, gelmeden önce Ekoloji Kolektifi yayınlarını önemli bir sınava hazırlanır gibi çalıştığımı belli etmeyecek ve her an bir soru yöneltildiğinde ‘bunu zaten çok önceden biliyormuş gibi’ cevap verecektim.

Her şey bir yana, ne güzel ki ne o sorulara, ne de o cevaplara ihtiyacım oldu.

-Turgut Köyü yakınlarında oldukça yaşlı iki zeytin ağacı. Fotoğraf: Can San-

İlk gün yapılan saha gezisine katılamamış olsam da akşamki toplantıya yetişebilmiştim, herkes gün içinde aldığı notlara bağlı değerlendirme yaparken ben pürdikkat onları dinliyor, olanı biteni ve olacağı biteceği anlamaya çalışıyordum.

Ertesi sabah Turgut’ta soba çıtırtıları, yeni demlenmiş çay kokusuyla başladığımız toplantıda bölgede yapılanlar, yapılacaklar harita üzerinden etraflıca anlatıldı.

Sıra, orada yaşayan köylülerin anlatacaklarına geldi. Geçmişi ve şimdiyi onlardan yani birinci ağızdan dinleyecektik.

Bir yer hakkındaki en gerçek bilgiyi, o yerde yaşayanlardan öğrenebiliriz ki vaktiyle “İnsan yaşadığı yere benzer / O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer” derken Edip Cansever de bundan bahsetmişti.

İşte bu sıralarda kuruldu o cümle,

“Çiçeklerin üstü hep ateş yanığı gibi. Birini yağmurda yıkansın diye koydum, öldü.”

Doğayı ve o doğanın insanlarını düşünmeden yapılan her şey, büyük projeler, kocaman iş makineleri çiçeklerin üstünü ateş yanığı gibi yapıyordu, tüm bunlardan nasibini alan yağmur ise o çiçekleri öldürüyordu.

Ekoloji Kolektifi adına Fevzi Özlüer, izlenecek hukuki yol hakkında “Biz sizin önünüzde olmayacağız, ama arkanızda da durmayacağız; yanınızda durmak istiyoruz, izin verirseniz” diye konuştu. Bugüne dair hatırımda kalan ikinci cümle ise bu cümle oldu.

24 saati bile bulmayan bir gün, benim için, kanunların, yönetmeliklerin, idari makamların kitap sayfalarından çıktığı ilk gün; sobanın üzerinde ısıtılan yemekler kadar güzel bir ilk gün, Ekoloji Kolektifinde stajımın ilk günü…

Yazar Doğu Eroğlu

Bir cevap yazın