BÜLTENİMİZE
ÜYE OLUN!

TERMİK SANTRALLER AĞI
 

AKTİVİSTİN ZULASI
 



BROŞÜRLERİMİZİ
İNDİRİN, BASIN
ÇOĞALTIN, DAĞITIN!



İsraf Kültürünü Aşmak Yaşamı Korumak Demektir
Atık üreterek var olan bir uygarlık Kapitalizm. Fakat kapalı bir sistem olan dünyada gözümüzün önünden uzaklaştırdığımız bu atıklar bir gün önümüze sorun olarak çıkacakları günü bekliyor. En iyi koruma yöntemi ise atık üretmemek. Yıllar önce hukuk fakültesi avlusuna bir masa açılmıştı. “Masa da Masaymış Ha” diyerek. Öğrenciler kullanmadıkları eşyaları anılarıyla bir başkasıyla paylaşıyordu. Tüketmeden üretmek için. Bir tür potlaç.

Bu masanın üzerinden 20 yıl geçti. Atık üretimi ve tüketim kültürü hızla arttı. Bu sistem var olmak için atık üretmek zorunda. Tıpkı milyonlarca insanı ucuz işçi olarak artıklaştırdığı gibi aç bıraktığı insanlar için de çöp üretiyor bu yaşam. Çöp sorunu açlıkla boğuşan milyonlar gibi aynı hızla büyüyor. En büyük atık haline getirilenlerin başında da gıdalar geliyor. Her gün milyonlarca ton gıda çöp haline getiriliyor. Çöplük üretmek üzerine kurulu bu düzende ÇerÇöp Çorbacılar her pazar günü çöpe atılmış yenilebilir haldeki sebzeleri toplayarak  “israfsız- sömürüsüz- parasız” çorba yapan ve çorbalarını da sığınmacılarla, işçilerle ve sokaktan geçen herkesle paylaşan bir ekip.  ÇerÇöp Çorbacılar’dan Hande Evsen ile bu yaman çelişkiyi konuştuk.

Röportaj: Ülkü Şahin

Öncelikle bize “ÇerÇöp Çorbacıları”n nasıl başladığını, nasıl bir araya geldiğinizi, kimler tarafından hangi amaçla kurulduğunu ve nasıl geliştiğini anlatmanızı  rica edeceğim.

Biz Hande, Gizem ve Fuat Ankara’da tanıştık.  Gizem’in yurtdışında kaldığı süre boyunca insanların bir araya geldiği ve  atılmak istenen taze sebzeleri kurtarıp, hep beraber yemek pişirdiği  vegan etkinlikleri görmesi ve bunu Ankara'da da uygulamak istemesi, gruba fikir kaynağı oldu. Daha sonra Gizem, üniversitede düzenlediğim Etsiz Pazartesi etkinliğine gelip bu fikri benimle paylaştı. Bu sayede ben ve Gizem, israf edilen yiyecekleri kurtarmaya ve sonra da yemeğin birleştirici gücünden yararlanma fikrini uyarlamaya başladık.  Bu sırada biz yemeklerimizi düzenli olarak pişirecek yer ararken Fuat ile tanıştık.  Fuat ise Ankara’da etkin, güzel işler yapan bir forumda aktifti, aynı zamanda bize destek verecek insanları da tanıyordu.  Böylece grubun çekirdek kadrosu bu üç kişi ile oluştu ve daha sonra aramıza yeni insanlar katılmaya başladı, çekirdek kadromuz yaklaşık olarak 10 kişiye yükseldi. Her gün atılan yenilebilir sebze-meyve miktarının korkunçluğunu, israfı unut(tur)mamak ve bu alanda verilecek mücadelede yer almak amacındayız.

ÇerÇöp Çorbacılar yenilebilir gıdanın -ki bu bizim için bitkisel gıdadır- gereksiz şekilde plastik ile paketlenmesine,  yenilebilir haldeyken israfına karşı duruyor. Satın almadan gerçek gereksinimlerimizin karşılanabileceğine inanıyoruz. Ve inanın ki, çöp diye atılanlar herkesi besleyebilecek kadar çok ve çeşitli! Bazı yiyecekler evlerde paketleri açılmadan, bozulmadan çöpe atılıyor. Oteller, cafeler,  üniversite yemekhaneleri her gün kilolarca bozulmamış yemeği dökmekten çekinmiyor. İşte tam olarak amacımız bu durumu olabildiğince azaltmak.

Bu bağlamda ilk etkinliğimizi mültecilik haklarının sağlanması talebiyle,  açık alanda kalan Afganistan sığınmacıları ile beraber yaptık.  Daha sonra ise Suriyeli mültecilerle Ramazan çorbalarından, maden işçilerine destek çorbalarına farklı insanlarla farklı alanlarda çorba pişmeye devam ettik.

Bildiğim kadarıyla yaklaşık 3 senedir “israfsız- sömürüsüz- parasız yiyecekleri” tüketmeden, kolektif olarak üretiyorsunuz ve bu işi gönüllülük temelli sürdürüyorsunuz. Bu süreçte kolektif olarak ÇerÇöp Çorbacıların ve bireysel olarak gönüllülerin hayatında ne gibi değişiklikler oldu, bu hareket size neler kattı? Neler öğrendiniz?

Hem bireysel hem kolektif olarak hayatımızda çok fazla şeyin değiştiğini gözlemledik. Bu süreçte farkındalığımız oldukça arttı. Daha önce birçoğumuz raflarda duran kilolarca sebzenin, meyvenin ve hatta paketli birçok ürünün satılamadığında ne olduğunu düşünmüyorduk. ÇerÇöp etkinliklerine başladıktan sonra marketlerin kapanmasına yakın büyük torbalarda çöp arabasına gönderilen poşetleri, sebze-meyve kasalarını fark etmeye başladık. Sadece gıda israfı hakkında farkındalığımız değil aynı zamanda önümüze ucuz diye konulan ve nereden geldiğini sorgulamadığımız ürünler (giyim, eşya, elektronik vs.) hakkındaki gerçekleri fark ettik. Bu ürünler hem yapım aşamasında hem de önümüze gelirken geçirdiği  süreçte (kilometrelerce uzaklardan gelen bir sürü eşya karbon emisyonunu arttırmaktadır) pek de masum değildi.  Yine aynı şekilde kullan-at modelinin çok yaygınlaştığını, her gün çöpe attığımız plastiklerin sayısını düşünmeye başladık. Aramızda dönüşümü sağlayabilecekken satın alıp daha eskitemediğimiz eşyaları, kıyafetleri çöpe attığımızı fark ettik. Bu nedenle ikinci el, dönüşüm, kendin-yap etkinliklerini duyurmaya; buna dair etkinlikler düzenlemeye başladık. Mesela bir etkinliğimizde insanlardan kullanmadıkları eşyalarını getirmelerini ve bunların üstüne onunla ilgili anısını yazmalarını istedik. Böylece hem o eşyayı alacak başkaları için güzel bir anı hem de aslında başkasına giden yararlı bir şey haline dönüşmüş oldu. Böylece insanların ikinci ele sıcak bakmasına katkıda bulunabildiğimizi düşünüyoruz. Kısacası diyebilirim ki ÇerÇöp hem bizim hem de etrafımızdakilerin tüketim alışkanlıklarını sorgulamamızı sağladı.

Bizler de bir şey çöpe gitti mi ne çöp karıştırılır ne de çöpten çıkana el sürülür anlayışı var. Siz değil el sürmek, bunları dönüştürüyor ve yiyeceğe çeviriyorsunuz. Besinleri temizlemek için neler yapıyorsunuz, insanlar evlerinde bunu nasıl yapabilir?

Aslında topladığımız yiyeceklerin pazardan, marketten alınan taze yiyeceklerden bir farkı yok. Etkinliklerimizden bir gün önce pazarların kapanışına gidiyoruz ve sadece biraz ezilmiş veya yumuşamış diye satılmayan bir sürü sebze ve meyve topluyoruz. ÇerçÇöp’ten sonra çoğumuz marketlerde, pazarlarda kenara köşeye bırakılmış poşetler görmeye başladık. Aslında diyoruz ya bakıp da göremediklerimiz diye. İşte biz o bakıp ama göremediklerimizi ÇerÇöp’ ten sonra görmeye başladık. İnsanlar da ufak farkındalıklarla tüketim alışkanlıklarını değiştirebilirler aslında. Arada pazarlara gitsinler ve satılmayan şeyleri talep etsinler. Eminiz onlar da fark edeceklerden taze ne kadar çok şeyin atıldığını. Veya kıyafetlerinin, yiyeceklerinin etiketlerini okusunlar. Belki bundan sonra almak istemeyeceklerdir, bunun yerine ihtiyaçlarını birbirinden karşılamayı düşünebilirler.

Bu işle uğraşırken pazarcılardan, sokaktan geçen insanlardan, dağıtım yaptığınız insanlardan nasıl tepkiler alıyorsunuz? Bildiğim kadarıyla bazen bireysel olarak da bunu yapıyorsunuz. Kolektif olarak yaptığınızdan farklı bir tepki alıyor musunuz? Örneğin tek başınıza gittiğinizde yazık parası yok diye bakarlarken kolektif olarak gittiğinizde daha farklı bir tepki alıyor musunuz?

Kolektif olarak toplama yaptığımızda daha az sorun yaşıyoruz çünkü artık pazarcılar bizi tanıyor ve neden bu malzemeleri topladığımızı biliyorlar. Bazı satıcılar hiç sorgulamadan, “bunlar satılmadı eve de götürmem, alın” derken; bazıları “neden topluyorsun, ne yapacaksın” gibi garip sorular sorabiliyor. Özellikle kılık kıyafetinize göre algıları değişebiliyor, çünkü birçok insana göre parayla satın alabilecek durumda olup da satılmayan yiyecekleri almak, toplamak garip karşılanıyor. Oysa kimse onları almadığında çöpe gideceği kimsenin aklına gelmiyor. Bazıları satıcıların onları evine götürdüklerini düşünse de birçok defa karşılaştığımız üzere kilolarca sebzeyi kendi evlerinde bir günde tüketemediklerinden satıcıların bazıları bunları atmayı tercih ederken, bazıları ise bize vermeyi tercih ediyor.

Büyük ihtimalle algıda seçicilikle çöpleri daha çok gözlemliyorsunuzdur. Sizce çöplerin ve israfın boyutu ne? Evsel atıklar ile kamusal alanın (özellikle pazar, lokanta vs. ) atıkları arasında fark var mı? Karşılaştırabilir misiniz?

Bazı yiyecekler paketleri atılmadan, bozulmadan evlerde çöpe atılıyor. Oteller, kafeler,  üniversite yemekhaneleri her gün kilolarca bozulmamış yemeği dökmekten çekinmiyor. Gıda kıtlığından 2050'de yarım milyon insan ölecek deniliyor. İnsanlar bu sınırsız tüketimin ne kadar tehlikeli olduğunun farkına varmak istemiyorlar.

Maalesef ki büyük restoranlar, oteller  yemekler birilerine ulaşabilecekken bunu yapmak isteyenlere de izin vermiyor. Bunun yasak olduğunu söylüyorlar fakat yasal olarak böyle bir engel yok, aslında her şey müdürlerin inisiyatifinde. Evlerde aileler küçük olduğundan restoranlara oranla daha az israf yapılıyor gibi görünse de her gün üç kişilik bir aileden çıkan paketli ürün sayısı çok fazla. Fakat gıda israfı açısından tabi ki kamusal alanda daha fazla atık bulunuyor çünkü sürekli gelen giden döngüsü var ve insanların birçoğu tabaklarının yarısını bıraktığında ortaya tonlarca gıda artığı çıkıyor.

Çöpü ve israfı dert edindiğiniz, problem olarak belirlediğiniz için sorma ihtiyacı hissediyorum. Sizce çöp adil midir? Çöpten adalet gelir mi? Yahut adalet çöpten mi başlar?

Bu büyük bir iddia olur ama gıda adaleti açısından bu soruyu cevaplayabilirim. Daha önce de bahsettiğim gibi dünyanın bir tarafında tonlarca gıda çöpe atılırken, diğer tarafında insanlar açlıktan ölebiliyor. Çöpe attığınız gıdaları o dünyanın bir ucuna gönderebilseydik ne olurdu bir düşünün.

Tüketerek ve yardım ederek birilerine adalet dağıtılacağını düşünenlerden değiliz. Herkesin büyük paralar harcayıp, ihtiyaç sahiplerine büyük yardımlar yapmasını, tüm dünyayı açlıktan ve susuzluktan kurtarmasını, mucizeleri beklemiyoruz. ÇerÇöp olarak herkesin kendi tabağından sorumlu olduğunu, atılan her yenilebilir yiyeceğin sanılandan çok büyük değişimler yaratacağını biliyoruz.

Hareketinizi büyütmek adına yapmayı düşündüğünüz başka çalışmalar var mı?

Aslında film gösterimleri, alternatif oluşumlara destek etkinlikleri gibi başka etkinlikler de düzenliyoruz. Fakat bu dönem özellikle kendin-yap etkinliklerine ağırlık vermeyi düşünüyoruz. Yeni projelerimiz var. ÇerÇöp’ün tüm etkinliklerini facebook sayfamızdan takip edebilirsiniz. Facebook sayfamız https://www.facebook.com/cercopcorbacilari/