BÜLTENİMİZE
ÜYE OLUN!

TERMİK SANTRALLER AĞI
 

AKTİVİSTİN ZULASI
 



BROŞÜRLERİMİZİ
İNDİRİN, BASIN
ÇOĞALTIN, DAĞITIN!



Güneşi Savunmak İçin de Önce Koruma
18.01.2017 tarihli ve 29952 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 29.12.2016 tarih 662 sayılı I ve II. Arkeolojik Sitlerde Güneş Enerji Santrali Kurulmasına (GES) İlişkin İlke Kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle Mimarlar Odası, Arkeologlar Derneği ve Ekoloji Kolektifi Derneği tarafından 20.03.2017  tarihinde dava açılmıştı.

658 sayılı İlke Kararında düzenlenen arkeolojik sit alanlarını koruma kullanma koşullarının yönetmelik veya kanunla düzenlenmemiş olması sebebiyle esas norm niteliği taşıması ve arkeolojik sit alanlarında mutlak yapılaşma yasağı bulunması davanın temel argümanlardan biriydi. 662 sayılı İlke Kararının getirdiği yenilikler hakkında daha önce bir değerlendirme yazısı yayınlanmıştı. Bu sebeple İlke Kararının getirdiği yeniliklere değinmekten çok Danıştay 14. Daire 2017/859 E numaralı dava dosyasında 21.06.2017 tarihinde verilen yürütmenin durdurulması kararına değinmek yerinde olacak.

Yürütmenin durdurulması hakkında verilen kararda:

“Kültür ve Turizm Bakanlığınca çalışmalara başlanıldığı; bu çalışmalar kapsamında; Kültür Varlıkları Müzeler Genel Müdürlüğü’nce Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü’ne hitaben yazılan 08.11.2016 günlü 199121 sayılı yazıda, GES’lerin toprağa, ve arkeolojik verilere etkisi konusunda ( alanda yapılması gereken inşai ve fiziki uygulamalar) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın görüşü sorulduğu; söz konusu yazıya istinaden, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Müdürlüğü’nce verilen 09.12.2016 günlü 32108 sayılı cevapta GES’lerin sabit açılı ve güneşi takip eden hareketli sistemler şeklinde kurulabildiği; mevzuat gereği 1MW kurulu güçteki kristal silikon teknolojiye sahip sabit sistemlerin azami 20.000 m2, hareketli sistemlerin azami 45.000 m2 alana kurulmasına izin verildiği; arazilerin, panellerinin, montajına uygun hale getirilmek için tesviye işleminden geçirilebildiği; panelleri üzerinde  bulunduran taşıyıcı yapının zemine montajının toprak yapısına göre değişiklik gösterdiği; yumuşak toprak yapısına sahip arazilerde 2 m’ye yakın derinliklere kazık çakılabilmekte iken kaya zeminlerde patlatma usulüyle taşıyıcı ayakların zemine yerleştirileceği delikler açılmasının gerekebildiği; ayrıca kabloların yeraltından geçirilebilmesi için toprak içerisine kazı yapılabildiği; ilke kararında yapılacak düzenlemelerde GES’lerin kurulumu ile ilgili bahsi geçen iş ve işlemlerin göz önünde bulundurulması hususunun önem arz ettiği; ayrıca GES’lerin yer seçimi ile ilgili ülkemizde sitler dışında oldukça fazla arazinin uygun bulunduğunun belirtildiği

ifadelerine yer verilmiştir. Bu ifadelerden anlaşılacağı üzere Yenilenebilir Enerji Müdürlüğü arkeolojik sit alanlarında Güneş Enerji Santrallerinin yapılmasının bulunan kalıntıya ya da ize zarar verebileceğini Güneş Enerji Santralinin (GES) nasıl bir sisteme ve kuruluma sahip olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca GES’lerin bu alanlarda kurulmasının bir zorunluluk olmadığının alternatif birçok alan bulunduğunun altı çizilmiştir.

Genel hüküm düzenlemelerinin güttüğü bir  kamu yararı olması gerekmektedir.  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Müdürlüğü’nün bu yazısına rağmen; korunması gereken alanlarda Güneş Enerji Santralleri’ne izin verilmesinde kamu yararı yoktur. Müdürlük yazısında açıkça arazilerin tesviyesinden, toprak içine kazı yapılması ve patlatma usulü olasılığından bahsedilmiş olup bu işlemlerin arkeolojik alanlara, buluntulara, izlere zarar vereceği aşikardır.

Danıştay 14. Daire arkeolojik sit alanlarının koruma ve kullanma koşullarına ilişkin tüm mevzuatı bir arada değerlendirerek;

“Toprakta ve su altında bulunan her çeşit kalıntı, varlık, insanlığın geçmiş varlığının diğer izleri, yapılar, inşaatlar, mimari eser grupları, açılmış sit alanları, taşınır varlıklar, diğer tüm anıtlar ve bunların çevresinde oluşan arkeolojik mirasın toprak üstünde ya da su altında görünür bir iz olmasa bile korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının  yasal bir yükümlülük olduğu” nu ifade etmiştir.

Bu değerlendirme arkeolojik mirasın, kalıntının, buluntunun veya izin ne nitelikte olursa olsun devlet tarafından korunmasının bir yasal yükümlülük olduğunu hatırlatır niteliktedir.

662 sayılı İlke Kararı’nın iptali davasında da değindiğimiz ve en çok eleştirdiğimiz husus  tarihî, kültürel ve turistik değerleri araştırmak, geliştirmek, korumak, yaşatmak, değerlendirmek, yaymak, tanıtmak, benimsetmek görevi olan Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından I. ve II. Derece Arkeolojik Sit Alanlarında GES yapılmasına izin veren 662 sayılı İlke  Kararının alınmasıdır.  İlgili faaliyet alanlarında kültür varlıklarının derecesine göre ve mevzuata uygun şekilde faaliyet yürütmek tesis sahiplerinin yasal yükümlülüğüyken kültür varlıklarının korunmasını gerek mevzuatla gerek işlem ve eylemlerle korumak ise idarenin görevidir. Yapılan bu düzenleme ise belli bir kesimin çıkarını korumaktan öteye gitmemekteydi. Bu sebeple Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ve tüm idari teşkilata arkeolojik alanların, kalıntıların ve izlerin korunmasının bir yükümlülük olduğunu hatırlatan Danıştay 14. Daire kararı geçmişi, bugünü ve geleceği korur niteliktedir.