BÜLTENİMİZE
ÜYE OLUN!

TERMİK SANTRALLER AĞI
 

AKTİVİSTİN ZULASI
 



BROŞÜRLERİMİZİ
İNDİRİN, BASIN
ÇOĞALTIN, DAĞITIN!



Ada Sahillerinde Bekleyenler: Balıkçılıkla Geçinen Halklar İçin İklim Adaleti Ne Anlama Geliyor?
“Biz deniz seviyesinin altında bulunan adalardan geliyoruz. İklim değişikliği için kanıt gözlerimizin önünde. 10-20 sene önce karanın iç kesimlerinde bulunan mezarlıklarımız artık sular altında.” Moala Tokota, Fijili doğa koruma aktivisti

Topraklarını hızlı bir şekilde kaybetmekte olan Fiji gibi Pasifik ada devletlerinde gayrisafi yurtiçi hasılanın büyük bir kısmı balıkçılıktan elde ediliyor; velhasıl balıkçılık ada halkları için çok önemli bir geçim ve gıda kaynağı. İklim değişikliği ile beraber okyanus asitlenmesi bunları da riske atacak. Küresel sera gazı salımı bugünkü seviyelerde devam ederse okyanusların yüzey sıcaklığı daha da artacak, okyanus akıntıları değişecek, okyanus ekosistemlerinde bulunan besin maddeleri azalacak ve oksijen bakımından fakir bölgeler yaygınlaşacak. Okyanus asitlenmesi, halihazırda önemli balık habitatları olan mercan resiflerine büyük zarar veriyor. Mercanla kaplı alanların, 2050’ye kadar yarı yarıya azalması bekleniyor.

Bahsettiğimiz Pasifik adalarında okyanus ve kıyı balıkçılığı yapılıyor. Okyanus balıkçılığının en önemli hedef türü ise orkinos. Pasifik ada devletlerinin Münhasır Ekonomik Bölgelerinden (Exclusive Economic Zones) elde edilen orkinos balığı yıllık dünya arzının %30’dan fazlasına denk gelmekte. Küçük ölçekli kıyı balıkçılığı ada sahillerinde yaşayan toplulukların protein ihtiyacının %50-90’ını karşılamakta, geçim kaynaklarının ise %50’sini oluşturuyor. Okyanuslarda ve mercan resiflerinde iklim kaynaklı değişimler resiflerden yakalanan balığın 2050 yılına kadar %20 oranında azalmasına neden olacak. Okyanusların asitleşmesi balık larvalarının hayatta kalabilme ihtimalini azaltıyor, hayatta kalabilen orkinos türlerinin bir kısmının ise doğuya doğru kayması bekleniyor. Bu da Papua Yeni Gine ve Palau gibi bazı Pasifik adaları için daha büyük bir kayıp, daha doğudaki Tuvalu ve Kiribati gibi bazı adalar için ise kısa bir sürelik de olsa yeni bir kazanç anlamına gelecek. Okyanus suları daha da ısındığında bazı orkinos türlerinin açık denizlere doğru yönlenebileceği tahmin edilmekte, fakat açık denizlerde yasadışı balıkçılık ve aşırı avlanma baskın durumda.

Bunlar olurken bir yandan da sular altında kalacak ada devletlerinin münhasır ekonomik bölgelerine ne olacağı büyük bir soru işareti. Uluslararası deniz hukukuna göre kıyı devletleri kıyıdan başlayarak açık denize doğru 200 deniz mili egemenlik haklarına sahip. İklim değişikliği nedeniyle sular yükseldiğinde ve ada devletlerinin sahilleri sular altında kaldığında balık avcılığını da içeren egemenlik haklarının nasıl şekilleneceği henüz net değil.

Tüm bunlardan bağımsız olarak bile, balıkçılık faaliyetleri ve özellikle de küçük ölçekli kıyı balıkçılığı, azalan stoklar ve yasadışı avlanma nedeniyle zaten sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Aşırı avlanma ile mücadele için piyasa temelli mekanizmalar giderek daha çok gündeme geliyor. Örneğin, bireysel transfer edilebilir kotalar Dünya Bankası ve uluslararası çevre örgütlerinin de desteklediği Mavi Büyüme (Blue Growth) kavramının önemli araçlarından biri haline gelecek gibi gözüküyor. Bu politika, 1970’lerden itibaren Yeni Zelanda ve İzlanda gibi ülkelerde ulusal balıkçılık haklarının (kotaların) tahsis edilmesi ve alınıp satılır hale getirilmesine dayalı bir çözüm olarak sunuldu. Ardından gelişmekte olan ülkelerde de uygulanmaya başlandı. Transfer edilebilir kotaların balık stoklarının kendini toparlaması için etkili olup olmadığı henüz net değil, fakat pek çok toplumsal soruna sebep olduğu biliniyor. Bu politikanın uygulandığı Danimarka ve Güney Afrika gibi ülkelerde küçük balıkçı toplulukları geçim kaynaklarını kaybediyor, endüstriyel konsolidasyon ile birlikte büyük ölçekli ‘mavi hafriyatçı’ kaynak kullanımı artıyor.

Önerilen bir diğer yeni politika ise 2009’da UNEP ve FAO gibi uluslararası kuruluşlar tarafından ortaya atılan ve bu sene Bonn’daki COP23’te de gündeme getirilen “Mavi Karbon” (Blue Carbon) kavramı.  Bu kavram, kıyı ekosistemleri (mangrov ormanları, gel-git etkisiyle şekillenen bataklıklar ve deniz çayırları) tarafından tutulan karbonu ifade ediyor. Bir başka deyişle, kıyı ekosistemlerinin korunması ve canlandırılması iyi bir karbon azaltım yöntemi olarak ele alınıyor. Buraya kadar güzel, fakat bu ekosistemler nasıl korunacak? Henüz az sayıda proje var, ama genel yaklaşım şu: Örneğin, mangrov ormanından gelir elde eden kullanıcılara bu alanları kullanmamaları şartıyla bir ödeme yapılacak. Ancak ekonomik maliyetleri (yani kullanıcılara yapılan toplam ödemeyi) minimize etmeyi amaçlayan Mavi Karbon projeleri büyük ölçekli yıkıcı üretim yapan kullanıcıları hedeflemek yerine, doğaya daha az zarar veren küçük kaynak kullanıcılarına odaklanıyor. Büyük ölçekli endüstriyel kullanıcıların birim alandan elde ettikleri gelir, küçük kullanıcılara oranla çok daha fazla olduğundan bu büyük kullanıcılar daha fazla ödeme talep ediyorlar. Mavi Karbon projeleri bu yüzden küçük kullanıcıları geçimlik kullandığı kaynaklardan mahrum bırakma riskine sahip.

Kasım ayında COP23 ile aşağı yukarı aynı tarihlerde, tüm dünyadan küçük ölçekli balıkçı toplulukları Hindistan’da iklim ve gıda adaleti konularını tartışmaktaydı. 20 yıl önce Hindistan’da kurulmuş olan Dünya Balıkçı Halklar Forumu (World Forum of Fisher Peoples, WFFP) 50 ülkede 10 milyondan fazla küçük ölçekli balıkçıyı temsil eden uluslararası bir ağ. Mavi Karbon gibi küçük ölçekli balıkçıları geçim kaynaklarından mahrum bırakan ve kaynakların endüstriyel kullanıma açılmasına sebep olan “okyanus gaspı” ile mücadele ediyor. Endonezya, Filipinler gibi ada devletlerindeki balıkçı topluluklar da ağın üyesi. WFFP, küçük ölçekli balıkçıların tüm dünyada yaşadığı sıkıntıları insan hakları temelinde gündeme getiriyor, sorunların kolektif çözümü için uğraşıyor. 2017’de üç yılda bir düzenlenen WFFP Genel Kurullarının yedincisi Hindistan’ın Delhi kentinde yapıldı. Türkiye’den de küçük ölçekli balıkçı topluluklarını temsilen İstanbul Bölgesi Su Ürünleri Kooperatifleri Birliği toplantıya katıldı ve Türkiye’deki sorunları ve çözüm önerilerini dile getirdi.

Balıkçı toplulukların kurduğu bir başka uluslararası ağ ise FishNet Alliance. Özellikle Afrika’daki kömürlü santraller ve kıyı şeridinde büyük petrol sızıntılarına sebep olan fosil yakıt şirketleriyle mücadele edebilmek için kurulan bu dayanışma platformu, COP23’teki yan etkinliklerde iklim adaletini balıkçılar perspektifinden gündeme getirdi. Kıyı şeridinde yapılan kömürlü termik santrallerden zarar gören küçük ölçekli balıkçı sayısı Endonezya ve Filipinler gibi ada devletlerinde bir hayli fazla. Pasifik’teki ada devletleri ile paralel olarak, FishNet Alliance da iklim değişikliğine sebep olanın kendileri olmadığını hatırlatıyor ve kapitalist sistemin merkezinde bulunan, ekosistemler ve pek çok yerel topluluk için yıkıcı etkileri olan fosil yakıtlardan artık acilen uzaklaşmamız gerektiğini savunuyor. Bu yüzden tek bir cümle ada devletlerindeki balıkçı halkları birleştirmekte: Fosil yakıtları yerin altında bırakalım!