BÜLTENİMİZE
ÜYE OLUN!

TERMİK SANTRALLER AĞI
 

AKTİVİSTİN ZULASI
 



BROŞÜRLERİMİZİ
İNDİRİN, BASIN
ÇOĞALTIN, DAĞITIN!



İklim değişikliğine neden olan ve küremizin dengesini bozan bu havaların sebebi hakkında pek çok kesim uzlaşıyor: sanayileşmiş ülkelerin aşırı üretim-tüketim modeli, bu modele uygun yaşam biçimi ve gelişmekte olan ülkelerin bunu tekrar eden ekonomik büyüme ve sanayileşme modelleri.

İklim adaleti ne demek?

Dünyanın her yeri benzer bir kaderi paylaşıyor. İhtiyacımız olduğu kadar değil, kapitalist sistemin kârını sürekli arttırmak için, ekosistemleri hiçe sayarak yapılan üretim-tüketim sonucunda su, hava, toprak ve mümkün kıldığı yaşam yok oluyor.

Kömür başta olmak üzere fosil yakıtlara dayalı enerji üretimi üzerinden büyümenin getirdiği, çevreyi kirleten ve iklim değişikliğine yol açan yatırımların sosyal ve ekolojik maliyetlerini bu yatırımlara soyunan şirketler üstlenmiyor. Bu nedenle de kirli yatırımların kararlaştırılması ve uygulanması süreci tekrardan adaletsizlikler üretiyor, toplumsal eşitsizlikleri derinleştiriyor.

Giderek normalleştirdiğimiz sellerden, kuraklıklardan ve aşırı hava olaylarından - kısacası iklim değişikliğinin yol açtığı doğal felaketlerden - en çok etkilenenlerin dünyayı ısıtan ülkelerde yaşayan zenginler değil, yaşam alanlarını, tarlalarını, su kaynaklarını kaybedecek ve zorlaşan koşullarla mücadele etmek için en az kaynağa erişebilecek kesimler olduğunu biliyoruz.

Oysa hayatlarımızı ilgilendiren karar alma süreçlerine katılmamız, hem var olan hukuk sisteminin hem de var oluşumuzun gereği. İklim krizi de bu veçhesiyle iklim adaleti için bizlere en acil çağrıyı yapıyor.

İklimAdaleti.org ne işe yarar?

İklimAdaleti.org, kent ve ekoloji ekseninde hak arama bilincinin gelişmesini sağlamak ve doğayı korumaya, geliştirmeye ve iyileştirmeye yönelik hukuki olanakları arttırmak için kuruldu.

2010 yılında Gerze’de termik karşıtı yerel mücadeleler tarafından oluşturulan “İklim adaleti koordinasyonu” içinde yer alıyoruz. Bizim temel amacımız, yerel hak mücadelelerinin hukuki ve bilimsel ihtiyaçlarını karşılayacak, iklimi savunan çabaların birbirinden haberdar olmasını ve dayanışma göstermesini sağlayacak bir kamusal alanı hayata geçirmektir.

Devletin, “kirli yatırım” politika ve planlarından uzaklaşmasını sağlamak, yurttaşların kamu yönetimine katılma olanaklarını arttırmak, çevre ve kent hukuku ilkelerini geliştirmek, kısacası yaşamlarımız üzerinde söz sahibi olmak istiyoruz.

İklim krizi neden çözülemiyor? Türkiye ne yapıyor?

İktisadi sistemden kaynaklanan iklim krizini ve beraberinde getirdiği yok oluşu engellemek için son 25 yılda onlarca uluslararası toplantı yapıldı. Ancak bu toplantılar sonunda sera gazı salımlarını düşürme taahhütleri veren sanayileşmiş kapitalist ülkeler yükümlülüklerini yerine getirmedi.

Geç kapitalistleşen ülkeler ise daha fazla yatırım çekmek, daha hızlı büyümek için doğa varlıklarını hızlıca piyasaya sundu. Suyunu, havasını, toprağını yağmaya açtı. Tarımda tek tip, GDO ve tarım ilacına dayalı üretim arttı. Fosil yakıtlara dayalı enerji üretimi sürekli teşvik edildi, kömür ve petrol uygarlığına dayalı savaş rejimi insanlığı esir aldı.

Bu iktisadi sistem içinde kapitalist gelişmenin ileri aşamasında olan ülkeleri tekrar etmeye çalışan Türkiye, fetişleştirilen ekonomik büyüme adına doğa varlıklarını pazara kontrolsüz ve denetimsiz bir biçimde sokmaya devam ediyor. Bu nedenle de bulunduğu coğrafyanın ekolojik ayrıcalıklarını bırakın korumayı, bir kapitalist ülke gibi bile değerlendiremiyor.

Bitki genetik zenginliğini, tarımsal çeşitliliğini koruyamıyor, enerjide aslında kapitalist sistemle barışık olacak alternatif tercihleri gündemine alamıyor. Bu durumun sonucunda, ülke bütçesinin önemli bir kısmı rasyonel olmayan kalkınma modellerinin teşvik ve desteğiyle şekilleniyor, ekolojik maliyetleri yok sayan fosil yakıtlara dayalı bir büyüme modeli işliyor. Hukuk sistemi de bu modeli yeniden üretiyor.

Bugüne kadar ne yaptık?

Ekoloji Kolektifi olarak bu adaletin tesis edilmesine yönelik 2000’li yılların başından beri faaliyet yürütüyoruz. 2004’ten 2014’e kadar tarımın tektipleştirilmesine karşı biyolojik çeşitliği korumak için, tohumlarımız için “gıda, tohum haktır, GDO’ya hayır” diyerek çalıştık.

2010 yılından itibaren de enerjide kömüre dayalı büyüme politikasının karşısında yerel hareketlerin ekolojik yaşam çabalarına destek olduk. Gerze’de termik karşıtı mücadelenin başından itibaren gönüllü hukuki destek sunduk.

Yerel ekoloji mücadelelerinin, gönüllü doğa koruma çabalarının ülkenin ve dünyanın gündemine girmesi için uğraştık. Bu doğrultuda, hukukun toplum tarafından etkin bir biçimde kullanılmasına yönelik, yurttaşların haklarını öğrenme, karar alma süreçlerinde yer alma ve geleceklerini belirleme çabalarına katkıda bulunduk.

Ne talep ediyoruz?

Şirketlerin ve onların temsilcilerinin karar verdiği dünyanın halinden memnun değiliz. Bu nedenle şimdi, hayatımız hakkında karar alma süreçlerine katılmalıyız. Her neye karar vereceksek, birlikte karar vermeliyiz.

Adaletli bir hukuk düzeni kuramazsak, içinde yaşadığımız iklim krizine karşı alternatif ‘temiz’ enerji modellerinin ve mucizevi teknolojilerin ekolojik sorunları çözmeyeceğini, iklimin korunmasının ancak mevcut üretim ve tüketim sisteminin dönüşümüyle mümkün olacağını savunuyoruz. Canlıların kültürel ve biyolojik çeşitliğini koruyacakları bir üretim ve tüketim biçimi, kısacası iklim için adalet talep ediyoruz.