BÜLTENİMİZE
ÜYE OLUN!

TERMİK SANTRALLER AĞI
 

AKTİVİSTİN ZULASI
 



BROŞÜRLERİMİZİ
İNDİRİN, BASIN
ÇOĞALTIN, DAĞITIN!



Türkiye’de İklim Koruma Davaları ve Hukuki Durum Raporu 'Mayıs – Haziran 2017
Amerika'nın Paris Anlaşması'ndan çekilmesi ve iklim değişikliği konusunda yükümlülük almak istememesi Türkiye'nin gelişme hedeflerini de olumsuz etkiliyor. Raporda, Planlı bir gelişme, sosyal refah ve ekolojik geleceği birlikte ele alan bir dönüşüm için Türkiye'nin iklim politikalarında daha etkin rol alması gerektiği savunuluyor. Yurttaş katılımı yoluyla yaşanan mevzuat dönüşümünün de bu sürece bir katkı olarak göz önünde bulundurulması gerektiği ortaya konuluyor.

İndirmek için tıklayın.

Sanayileşme adımlarını planlama ve kentsel rant odaklı kısa vadede büyüme denklemi içindeki Türkiye, uluslararası iklim politikaları düzleminde kendine bir yer bulmaya çalışıyor. Türkiye, aynı anda pek çok şeyi bir arada gerçekleştirmek zorunda kaldığı bir dönemeçten geçiyor.

Uzun yıllar sanayi dışı sektörlerle büyümeye ve gelişmeye çalışan Türkiye için, “planlı bir sanayileşme mümkün mü?” sorusu iklim politikaları açısından yanıtlanması gereken bir soru olarak ortada duruyor. Sanayileşmiş ülke deneyimlerinde olduğu gibi “insan refahını sağlamayı, çevresel bütünlüğü korumayı da esas alan bir kalkınma politikası mümkün kılınacak mı ?” sorusu da devasa sorun yumakları arasında eriyip gidemeyecek kadar önemli bir yerde duruyor.

Özellikle gelişmiş kapitalist ülkelerin yıllarca izledikleri kalkınma politikaları ile alt yapısı oluşmuş iklim değişikliği problemine karşı; öncelikle bu ülkeleri yükümlülük altına sokacak adımların atılması gerekiyor. Türkiye’nin sürdürülebilir bir sanayileşme perspektifini geliştirebilmesi, sadece kendisinin atacağı adımlarla ilgili değil; aynı zamanda küresel ekonominin aktörlerinin atacağı adımlarla da yakından ilgilidir. Çünkü, uluslararası boyutlara ulaşmış kirliliğin ve çevresel bozulmanın sonuçlarını tüm dünya halkları yaşıyor. Fakat zengin kapitalist ülkeler iklim maliyetlerini üzerlerinden atmaya yöneliyor veya maliyetleri hep birlikte eşit sırtlanmayı teklif ediyor. Bu teklif ise adaletsiz bir iklim sistemi yaratıyor. Pek çok gelişmekte olan kapitalist ülke ise bu teklife yanaşmıyor. Sanayi ülkelerinin iklim anlaşmalarına taraf olmama veya çevresel kirlilik konusunda uluslararası sorumluluk almama iradesi de bu eşitsiz tekliflerden kaynaklanıyor.

İklim adaleti, bu ülkelerin Türkiye gibi ülkelere sorumlulukları açısından anahtar niteliğinde bir kavramdır. Ülkenin kaynaklarını, kentlerini bir anda berhava edebilecek bir iklim felaketine maruz kalmamak, bu tür felaketlere zemin hazırlayan ülkelere de uluslararası adalet sistemi içinde hesap sorabilmek için; Türkiye’nin küresel iklim politikasında edilgen bir tutum yerine daha etkin bir tutum alması gerekiyor. Türkiye’nin iklim politikasının nasıl biçimleneceği, ülkenin ekonomik düzeninin şimdi ve önümüzdeki yıllarda nasıl gelişeceğiyle ilgili bir soru(n)dur.

Bu nedenle de hem üretim araçlarını etkin ve planlı kullanmak, hem de uluslararası düzeyde bir organizasyon kapasitesine sahip yönetici ve üretici güce kavuşmak gerekir. Bu güce ulaşmak için üretimde de olabildiğince katılımcı yol ve yöntemlerin geliştirilmesi gerekir. Türkiye’nin küresel aktör olabilmesi; sosyal refahı, planlı gelişmeyi ve ekolojik geleceği birarada kurabilme gücü ile bağlantılıdır. Bu nedenle de iklim korumayla ilgili yerel ve ulusal her türlü çabanın Türkiye’nin gelişme çabasının bir parçası olarak ortaya çıktığının kavranması gerekir. Çünkü iklimlerin bozulmasına, dengesizleşmesine karşı geleceğimizi koruyamazsak bu havalar, bu gıdalar, bu tohum, bu toprak bizi mutlu etmeyecek.